27 Mart 2013 Çarşamba


Beyin damar tıkanıklıkları nasıl olur?
Beyin damar tıkanıklıkları temelde iki şekilde olmaktadır: birincisi küçük damar tıkanıklıkları diğeri ise büyük damar tıkanıklıkları. Tıkanan damarın çapı ne kadar büyükse beyin hasarı o kadar ağır olmaktadır. Tıkanan damarın yerine göre damarın beslediği bölgede hasar (enfarktüs) ve nörolojik kayıplar ortaya çıkmaktadır. İnme sonrasında sıklıkla izlenen nörolojik kayıplar ani olarak ortaya çıkan bir tarafta güç kaybı (felç), duyu kaybı, uyuşma, bir tarafı görememe (hemianopsi), peltek konuşma (dizartri), konuşma ve anlama bozukluğu (afazi), başdönmesi, denge kaybı ve çift görme şeklinde olmaktadır. Bu bulgulara başağrısı, kusma, epileptik nöbet, bilinç kaybı gibi yakınmalar da eşlik edebilir.

Geçici iskemik atak (GIA, 'transient ischemic atack', TIA) nedir?
Beyin damarlarının kısa süreli tıkalı kalıp açılması durumunda ortaya çıkan geçici nörolojik kayıplara verilen isimdir. Damar içindeki tıkanıklık doğal yollarla damarın kan götürdüğü alanda doku hasarı (enfarktüs) yapmadan kendiliğinden açılırsa bu durum oluşmaktadır. Tıkanan beyin damarının yerine ve tıkanma sebebine göre tedavi yaklaşımı değişmekle birlikte temel olarak kan sulandırıcı tedaviler (aspirin, clopidogrel veya warfarin) tedavisi kullanılmaktadır.

Beyin damarları niçin tıkanır?
Beyin damarları yapısal olarak diğer damarlardan bir farklılık göstermemektedir. Bu nedenle vücuttaki diğer damarları etkileyen herhangi bir hastalık beyin damarlarını da etkilemektedir. Bunların başında yüksek tansiyon, diyabet, yüksek kolesterol ve sigara kullanımı gelmektedir. Ayrıca ileri yaş ve erkek cinsiyetine sahip olmak da damar hastalıklarına yatkınlığa neden olmaktadır.

Beyin damar tıkanıklıkları nasıl tedavi edilir?
Tıkanıklığa bağlı inmenin tedavisi iki basamakta özetlenebilir: birincisi akut tedavi ikincisi kronik tedavi.

İnmenin akut tedavisi nasıl yapılır?
Damar tıkanıklığına bağlı olarak gelişen inmeler erken dönemde yakalanabilirse tromboliz (damar açma) tedavisi yapılabilir. Bu tedavi toplar damar içine (intravenöz) veya atar damar içine (intraarteryel) ilaç verilmesi olarak iki şekilde yapılabilir. İntravenöz tedavi inmenin ilk 4.5 saatinde sadece uygun hastalarda yapılabilir. İntraarteryel tedavi ile kontrollü klinik çalışmalar intravenöz kadar güvenilir olmamakla birlikte tıkanan damarın yerine göre ilk 6 saate kadar planlanabilir. Tromboliz tedavisi sonucunda uygulanan hastalarda kalıcı nörolojik kaybın, uygulanmayan hastalara göre daha az olduğu izlenmiştir. Bununla birlikte hastaların %6'sınde tıkanma, beyin kanamasına dönüşebilmekte ve bazen de kanama nedeni ile hastalar kaybedilebilmektedir. Genel görüş o dur ki, tromboliz tedavisi tıkanma sonucunda hayatta kalacak hastalarda düzelmeye neden olmakla birlikte, ağır özürlü kalacak kişileri ise beyin kanamasına neden olarak hayatlarını kaybetmelerine neden olmaktadır.

İnmenin kronik tedavisi nasıl yapılır?
Burada plan tıkanan damarın ne nedenle tıkandığı ile yakından ilintilidir. Eğer boyun damarlarındaki bir darlık nedeni ile tıkanma izlendi ise ve darlık %70'in üzerinde ise cerrahi yöntemlerle veya stent ile darlığın açılması gereklidir. Kalpteki bir hastalıktan ötürü (ritm bozuklukları, atrial fibrilasyon, kalp kapak hastalıkları vs. gibi) beyine pıhtı atmasına neden bir sorun varsa warfarin (Coumadin®) isimli kan sulandırıcı tedavinin kullanılması gerekebilir. Bunun dışındaki hastalarda ise trombosit işlevlerini azaltan kan sulandırıcılar (aspirin, klopidogrel, dipiridomol gibi) kullanılmaktadır.

Hastaların kan sulandırıcı tedaviler alması kadar önemli olan bir diğer konu da inme nedeni olan etkenlerin ortadan kaldırılması veya kontrol altına alınmasıdır. Bunun içinde yüksek tansiyonun ve diyabetin tedavisi, sigara bırakma, fazla kiloların azaltılması, düzenli egzersiz yapılması, diyetin hayvansal ürünlerden bitkisel ürünlere kaydırılması gibi önlemler yer almaktadır.

Ayrıca hastaların özürlülüklerine göre fizyoterapi de planlanmalıdır. Depresyonu olan hastalara da uygun tedaviler verilmelidir.

Holmes Adie sendromu nedir?
Holmes Adie sendromu gözün içine giden otonomik sinirlerde hasarın izlendiği bir hastalıktır. Hastalıkta göz bebeğinin (pupil) başlangıçta tek taraflı, takiben iki taraflı büyümesi izlenmektedir. İlerleyen süreç içinde göz bebeğini küçülten göz kaslarından başka, lensi kalınlaştırıp, incelten kasın siniri de tutulduğu için yakın görme bozulmaktadır. Göz bebeğinin küçülme özelliğinin bozulmasından dolayı büyür ve retinaya gelmesi istenenden daha fazla ışık gelir. Göze ışık tutulduğu zaman normalde küçülmesi gereken göz bebeği küçülemez. Buna Holmes Adie pupili adı verilir. Hastalık reflekslerde (derin tendon refleksleri) de kayıp yaparsa Holmes Adie sendromu adını alır.

Reflekslerde kayıp bir sorun oluşturur mu?
Hastalar bunu hissetmezler. Bu kayıp ancak hekim tarafından anlaşılabilir. Refleks kaybının hastalığın tanısı için gerekli olması dışında hasta açısından bir önemi yoktur. Kayıp genellikle kalıcıdır ve sıklıkla aşil refleksinden başlar.

Holmes Adie sendromu ne sıklıkla izlenmektedir?
Bu oldukça nadir bir sendromdur. Her yıl toplumdaki her 100.000 kişide 5 kişi bu hastalığa yakalanmaktadır. Hastalık kadınlarda daha sıktır ve genellikle başlangıç yaşı 25-35 yaş civarındadır.

Holmes Adie sendromunun nedeni nedir?
Holmes Adie sendromu göz bebeğine ve lens kaslarına giden sinirin kümelendiği ganglion adındaki nöron yumaklarındaki hasar sonucu oluşur. Sebebi tam olarak aydınlatılamamış olmakla birlikte hastalığın altında yatan nedenin bağışıklık sisteminin yanlış çalışması olduğu düşünülmektedir. Gerçekten de bu sendroma yakalanan hastaların önemli bir kısmında hastalık öncesinde bir viral enfeksiyon öyküsü alınmaktadır. Viral enfeksiyonların bağışıklık sistemini aşırı uyararak hastalığı tetikliyor olma olasılığı yüksektir. Holmes Adie sendromu nadiren başka bir hastalığın belirtisi olarak da ortaya çıkabilir. Bu hastalıklar arasında Sjögren sendromu, romatoid artrit, temporal arterit ve polinöropati sayılabilir.

Holmes Adie sendromunun belirtileri nedir?
Hastalık tek göz bebeğinde asimetrik büyüme ile başlar. Bu durum ilk olarak hastaların kendilerinden çok etrafındaki kişiler tarafından farkedilir. Takip eden süre içinde diğer göz bebeği de büyür. Hastalarda ışığa hassasiyet oluşur. Lense giden sinirin de tutulmasından dolayı yakındaki objelerin netliği bozulur. Zaman içinde sinirin kendini doğal yollarla onarması ile yakınmalar kısmen düzelir, ancak hastaların %10'unda sinirdeki hasar kalıcı olabilmektedir.

Holmes Adie sendromunun tedavisi var mıdır?
Holmes Adie sendromunda hastalığa yönelik bir ilaç tedavisi bulunmamaktadır. Işığa aşırı duyarlılığı olan hastalarda güneş gözlüğü kullanılması önerilir. Hastalığın ciddi bir tıbbi sorun oluşturmamasından dolayı sürekli bir tedavi verilmesi de aslında gerekli değildir. Ancak nadir de olsa Holmes Adie sendromuna neden olan başka bir sebep varsa neden olan hastalığa yönelik tedavi verilmesi gerekebilir.

HaNDL sendromu nedir?
HaNDL sendromu başağrısı, nörolojik kayıp ve BOS'da hücre artışı ('headache, neurological deficit, lymphocytic pleocytosis') kelimelerinin kısaltılması ile isimlendirilen bir hastalıktır. Türkçe'de buna BaNDL sendromu da denmektedir. HaNDL sendromunda yeni gelişen uzun süreli şiddetli başağrısı ile birlikte ortaya çıkan geçici nörolojik bulgular izlenmektedir. Nörolojik kayıp sıklıkla saatler içinde düzelen konuşma bozukluğu, kelime bulma güçlüğü, bir tarafta uyuşma ve güç kaybı şeklinde olmaktadır.

HaNDL sendromunun nedeni nedir?
HaNDL sendromunun nedeni henüz bilinmemekle birlikte, hastalığın otoimmün (bağışıklık sistemi ile ilgili) bir hastalık olabileceğine dair bilimsel kanıtlar vardır.

HaNDL sendromu uzun süreli nörolojik bir hasara neden olur mu?
HaNDL sendromunun tipik seyri tek bir epizod şeklinde olmaktadır. Bu dönemde 1-10 atak geçiren hasta, sürecin sonunda düzelir ve başka bir atak olmaz. HaNDL sendromunun tekrar etmesi ise çok nadirdir. Yine çok nadiren kafa içi basıncının artmasına bağlı bazı nörolojik sorunlar izlenebilmesine rağmen genellikle bir hasar bırakmadan kendiliğinden düzelir.

HaNDL sendromunun tedavisi nasıl yapılmaktadır?
Bu hastalıkta hastalığın nadir izlenmesi sebebi ile kontrollü tedavi çalışmaları bulunmamaktadır. Hastalığın ortaya çıkmasında migrendekine benzer bir mekanizma olması nedeni ile migrende işe yarayan antiepileptik tedaviler ve kortizon tedavisi kullanılmaktadır.

Epileptik nöbet nedir?
Epileptik nöbet, beynin normal aktivitesinden farklı olarak bazen ortaya çıkan, artmış elektriksel aktiviteye bağlı olarak, beyin hücrelerinin (nöronların) normal işlevlerini yapamadığı geçici bir durumdur.

Epileptik nöbetler sırasında nöronların aşırı şekilde uyarılması sonucunda artmış aktivite görülür. Bu aşırı uyarılma sonucunda uyarılan beyin bölgesinin yerine göre değişen nörolojik belirtiler izlenir; örneğin bu bölge frontal lobda motor kortekste ise vücudun bir kısmının veya tümünün kasılması, görme korteksinde ise ışık çakmaları veya görsel halüsinasyonlar, koku bölgesinde ise koku halüsinasyonları, duysal kortekste ise duysal belirtiler izlenir. Epileptik nöbetler sonucu ortaya çıkan nörolojik belirtiler tipik olarak saniye-dakikalar içinde geçer.

Epileptik nöbet tipleri temel olarak üç alt gruba ayrılabilir. Bunlardan ilkinde epileptik uyarılma beynin tümünde aynı anda ortaya çıkmaktadır. Bu duruma jeneralize nöbet adı verilir. İkincisinde nöbet sadece bir bölgede ortaya çıkar ve hastalarda nöbet sırasında bilinç kaybı gelişmez. Bu tip nöbetlere basit nöbet adı verilir. Son olarak, bazı durumlarda da nöbetler basit nöbet olarak başlar ve kısa sürede beynin tümüne de yayılır. Bu durumda başlangıçta olmayan bilinç kaybı kısa süre sonra ortaya çıkar. Bu tip nöbetler ise ikincil jeneralize nöbet ismini alır.

Özetle her epileptik nöbette bilinç kaybı olmaz. Bazı durumlarda da bilinç kaybı olsa bile hastalar bayılıp, yere düşmezler. Bu durumlarda hasta nöbet geçirirken çok yakınındaki kişiler bile nöbeti farketmeyebilir.

Epilepsi nedir?
Epilepsi epileptik nöbetlerin izlendiği nörolojik bir hastalıktır. Bir hastaya epilepsi tanısının konması için, bazı özel durumlar haricinde, en az 2 epileptik nöbetin izlenmesi gerekmektedir.

Epilepsinin sıklığı nedir?
Bir kişinin yaşamı boyunca en az bir epileptik nöbet geçirme ihtimali yaklaşık olarak %3’tür. Ancak bu hastaların sadece beşte biri epilepsi hastası olur. Toplumda her 1000 kişinin yaklaşık olarak 6'sında epilepsi hastalığı vardır.

Epilepsinin sıklığı yaş ile de değişiklik göstermektedir. Hastalık çocuk ve yaşlı olmak üzere iki uç yaş grubunda daha sık olarak izlenmektedir. Epilepsi sıklığı 20 yaş ve daha küçük gençlerde %1 iken, 70’li yaşlarda %3’tür.

Epilepsi nedenleri nedir?
Epilepsi hastalığı birçok farklı neden sonucunda ortaya çıkabilmektedir. Bunlar içinde en sık izlenen nedenler; beyin tümörleri, menenjit ve ensefalit gibi beyin enfeksiyonları, beyin damar tıkanıklıkları ve kafa yaralanmalarıdır. Bunlar dışında genetik hastalıklar, bazı nörolojik sendromlar, metabolik hastalıklar ve Alzheimer Hastalığı gibi beynin dejeneratif hastalıklarının seyrinde de epilepsi hastalığı ortaya çıkabilmektedir.

Özetle, beyinde epilepsinin izlenebilmesi için ya anatomik yada metabolik-genetik bir bozukluğun olması gerekmektedir. Gerçekte anatomik değişiklikler de beynin metabolizmasını bozdukları için epilepsi hastalığını ortaya çıkarmaktadır.

Epilepsi hastalığının teşhisi nasıl yapılmaktadır?
Epilepsi hastalığının teşhisinde en önemli faktörler hastanın hikayesi ve nöbetinin tipidir. Hastalık geçici bir nörolojik bozukluk ortaya çıkardığı için, laboratuar incelemeleri nöbet hali dışındaki zamanlarda normal çıkabilir. Beyin MR incelemesi ve EEG incelemesi hemen her hastada uygulanması önerilen incelemelerdir. Beyin MR'ında beyin tümörü, damarsal bozukluklar (arterio-venöz malformasyon gibi), damar tıkanıklıkları, travma sonucu oluşan hasar, başka bir beyin hastalığı veya doğumsal buzukluklar olup olmadığına bakılır. EEG incelemesinde ise beynin elektriksel aktivitesinde bir anormallik olup olmadığı incelenir. EEG incelemesi epilepsi hastalarında nöbet hali dışında normal çıkabilir. Ancak EEG nöbet sırasında çekilmişse anormal elektriksel aktivitenin görülmesi gerekir. Bu durumda EEG normalse epilepsi dışında bir tanının araştırılması uygundur.

MR ve EEG incelemeleri dışında hastalarda nöbetleri daha iyi açıklayabilecek metabolik bir bozukluğun olup olmadığının anlaşılması için, kan incelemeleri ve bazı durumlarda genetik incelemelerin de yapılması gerekebilmektedir.

Epileptik status (status epileptikus) nedir?
Epileptik status tıbbi olarak acil bir durumdur çünkü uzun süreli kasılmaya bağlı hastalarda oksijensiz kalma ve kalıcı beyin hasarları ortaya çıkabilir. Hastalar hızlıca damardan verilen antiepileptiklerle tedavi edilmelidir. Bu da ancak acil servisde yapılabilecek bir tedavidir.

Bazı epileptik status durumlarında kasılma ortaya çıkmayabilir. Bu duruma kasılmasız epileptik status (nonkonvülsif status epileptikus) adı verilir.  Bu durumda hastalarda sadece bilinç kaybı, anlamlı iletişim kuramama, yalanma ve şapırdanma gibi belirtiler görülür. Kasılmasız epileptik status hastalığının tanısı sadece EEG incelemesi ile yapılabilmektedir. Bu durumda da damardan antiepileptiklerin verilmesi ve hastaneya yatış gereklidir.

Epilepsi nöbeti sırasında evde neler yapılabilir?
Eğer bir yakınınız veya arkadaşınız nöbet geçirirse evde yapmamanız gerekenler yapmanız gerekenlerden daha önemlidir.

Yapmamanız gerekenler:

• Hasta kasılırken elini, kolunu, ağzını veya bacaklarını açmaya ve gevşetmeye çalışmayınız. Bu çabanız hem sonuçsuz bir uğraşı olarak kalacaktır hem de hastaya zarar verebilme (kolunu çıkarma, kırma, dişini kırma gibi) ihtimaliniz vardır.
• Sağa sola koşup soğan, patlıcan vs. gibi kokusunun nöbetleri durduğu iddia edilen sebze ve meyveleri aramaya çalışmayınız. Siz bunları bulana kadar, nöbet zaten bitecektir. Aslında bunların nöbet geçirdiğine inanılması da sanırım bu nedenden kaynaklanmaktadır.
• Hastanın yüzüne kolonya veya su dökmeyiniz. Bu noktada, nöbet sırasında ayıltmak için etrafındakiler tarafından hastanın gözüne kaçırılan kolonya nedeni ile kornea ülseri olan birçok hasta ile karşılaştığımı ifade etmeden geçemeyeceğim.

Yapmanız gerekenler:

• Sakin olunuz. Sakin olunuz ve sakin olunuz.
• Eğer nöbetin çok başında yakalayabildiyseniz ve hastanın çenesi kilitlenmedi ise yumuşak bir objeyi (bir parça bez, hastanın veya kendi giysinizin bir parçası vs.) hastanın dişlerinin arasına sokabilirsiniz. Bu çoğu zaman söylemesi kolay, yapması ise çok zor bir işlemdir. Bu nedenle ille de yapmak için hastayı ve kendinizi zorlamayınız.
• Hastayı yatay bir zemine alınız. Çoğu zaman yere yatırmak en iyi yöntemdir.
• Hasta kusuyorsa başını ve gövdesini bir tarafa yatırınız. Bu sayede kusmuk hastanın soluk borusuna kaçmayacaktır.
• Başın altına bir yastık veya herhangi bir yumuşak obje koyunuz. Bunların hiçbirini bulamıyorsanız, kendi elinizi hastanın başının altına koyabilirsiniz.

Epilepsisi bilinen bir hastada nöbeti kendiliğinden geçti ve hasta bilincine tekrar kavuştu ise bir acil servise koşturmanız gerekmemektedir.  Ancak daha önce epilepsisi olmayan bir hasta bir epileptik nöbet geçiriyorsa acil servise gitmek akıllıca bir yöntemdir. Burada mümkünse bir beyin tomografisi veya beyin MR incelemesi ile akut bir beyin hastalığının olup olmadığının anlaşılması uygun olacaktır.

Epilepsisi bilinen bir hastanın epileptik nöbetine bağlı kasılması 5 dakikadan uzun sürüyorsa 112'yi arayınız. Bu aşamada hastaların tam olarak açılmasının yaklaşık 10-30 dakika civarında sürdüğünü unutmamak gerekmektedir. Ayrıca, hastanın nöbeti geçtikten sonra tekrar nöbet geçirirse, bir acil servise gitmek ve günü hastanede geçirmek akıllıca olacaktır.

Epilepsi tedavisi nasıl yapılmaktadır?
Epilepsi hastalığının tedavisinde antiepileptikler kullanılmaktadır. Bu ilaçlar piyasaya çıkış sıralarına göre birinci nesil, ikinci nesil ve üçüncü nesil olarak üçe ayrılabilir. Önümüzdeki yıllarda başka ilaçların da piyasaya çıkması beklenmektedir. Birinci nesil ilaçlar içinde fenitoin, karbamazepin, fenobarbital ve valproat sayılabilir. Bu ilaçlar çok etkili antiepileptikler olmalarına karşın yan etkileri diğer nesil antiepileptiklere göre daha sıktır. İkinci nesil ilaçlar içinde topiramat, lamotrijin, levatirasetam ve gabapentin sayılabilir. Üçüncü nesildeki ilaçların sayısı da her geçen yıl artmakla birlikte bu ilaçlar daha özel durumlarda ve tedaviye dirençli hastalarda kullanılmaktadır.

Ensefalit nedir?
Ensefalit beyinin virüsler tarafından enfeksiyonu anlamına gelmektedir. Virüsler bakteriler gibi mikroptur ve bulaşıcıdır. Bakterilerden farklı bir yapıya sahip olan virüsler antibiyotiklerle yok olmazlar.

Ensefalit ne gibi şikayetler yapar?
Ensefalitlerin en sık bulgusu ateş ile birlikte olan başağrısı, bulantı, kusma, konfüzyon (yer, zaman, kişi bilgisinde karıştırmalar)'dur. Hastalık ilerledikçe nörolojik kayıplar, epilepsi nöbetleri ve felçler ortaya çıkabilir.

Ensefalit yapan virüsler hangileridir?
Ensefalit etkenlerinin başında herpes virüsler gelmektedir. Bunlar içinde en çok korkulanı herpes simlpex tip I'dir. Herpes dışında başka pek çok virüs'da ensefalit yapabilir.

Ensefalit tanısı nasıl konur?
Ensefalit tanısının konmasında en önemli basamak hastanın şikayetlerinin ve nörolojik bulgularının değerlendirilmesidir. Bunu beyin görüntülemesi, tercihen ilaçlı beyin MR'ı izler. Sıklıkla kesin tanı için de beyin omurilik sıvısının (bel suyu) incelemesi de gereklidir.

Ensefalit nasıl tedavi edilir?
Ensefalit tedavisinde temel hedef etken herpes virüs ise bunun tedavisidir. Bunun nedeninin elimizde diğer virüslere karşı yeterli etkinlikte antivirallerin olmaması olduğu kadar, herpes dışındaki diğer virüslerin de sıklıkla kalıcı nörolojik kayıplara neden olmamasıdır. Herpes virus enfeksiyonu varlığında veya şüphesinde damar içine uygulanan asiklovir isimli tedavi verilmelidir.

Devic hastalığı nedir?
Devic hastalığı nöromiyelitis optika (NMO) adıyla da anılmaktadır. Bu hastalıkta özelikle göz siniri ve omurilik tutulumu izlenmektedir. Devic hastalığı göz ve omurilik sinirlerinin iltihaplanmasına bağlı işlevlerinin bozulduğu bir hastalıktır. Göz sinirinin tutulmasına bağlı olarak tek veya iki taraflı bulanık görme yakınması olmaktadır. Omurilik tutulumu sıklıkla daha ağır seyredip kol ve bacaklarda güç kaybı, uyuşma, ağrı, idrar veya mesane kontrolünün kaybı gibi nörolojik yakınmalar oluşturmaktadır.

Devic hastalığının tipleri var mıdır?
Devic hastalığı sıklıkla ataklar halinde seyretmekle birlikte, göz ve omuriliğin aynı anda tutulup atakların tekrarlamadığı tipleri de vardır. Tekrarlayan atakları olan hastalarda uzun dönemde nörolojik kayıp daha ağır olabilmektedir.

Devic hastalığında kör olunabilir mi?
Bu olasılık maalesef vardır. Özellikle ağır giden hastalarda göz sinir tellerinin zaman içerisinde hasarlanması nedeni ile ileri düzeyde görme kaybı olabilmektedir. Bu genellikle körlük şeklinde olmamakla birlikte, renk ve kontrast ayırımının bozulması, bulanık görme, yazıları okuyamama gibi yakınmalar şeklinde olmaktadır.

Devic hastalığı ile multipl skleroz arasında bir ilişki var mıdır?
Devic hastalarının MR'larında izlenen bozuklukar multipl skleroz (MS)'de izlenen bozukluklara çok benzemektedir. Bunların yeri ve büyüklüğü her iki hastalığın ayırımında önemlidir. MS'de de görme sinirinde ve omurilikte hasar olabilmekle birlikte, genellikle sadece bu bölgelerde sorun olmaz. Ayrıca MS hastalarının beyin omurilik sıvılarında oligoklonal band incelemesi sıklıkla pozitif iken, Devic hastalarında bu inceleme negatiftir.

NMO IgG nedir?
NMO IgG son yıllarda Devic hastalığına neden olduğu düşünülen bir antikordur. Bu antikorun aquaporin-4 isimli bir proteine karşı oluştuğu belirlenmiştir. Hastaların yaklaşık olarak %60'ında bu antikor pozitif bulunmaktadır ve düzeyi de hastalığın şiddeti hakkında bilgi vermektedir.

Devic hastalığının tedavisi nasıl yapılmaktadır?
Devic hastalığı MS hastalığı ile benzerlikler göstermesine rağmen seyri ve tedavisi oldukça farklıdır. Temel tedavi yaklaşımı artmış bağışıklık sistemini baskılamak üzerinedir. Bu amaçla ağızdan ve damardan kortizon tedavisi ile başlanıp, uzun dönemde azatioprin, siklofosfamid gibi tedavilere geçilir. Ağır giden ve özellikle kortizona yanıtsız hastalarda plazma değişim tedavisi ('plazma exchange') de yapılmaktadır.

Beyin kanaması hangi şekillerde olmaktadır?
Beyin kanamaları beyin içine ve beyin dışına olan kanamalar şeklinde iki farklı tipte olabilir. Beyin içine olan kanamalar ise beynin içinde ventrikül ismi verilen boşluklara ya da beyin dokusu içine olabilmektedir. Beyin dokusu içine kanamalar özellikle büyük oldukları zaman ventrikül içine de geçebilmektedir. Beyin dışına olan kanamalar ise beyin zarına göre olan konumlarına göre farklı isimlendirilirler. Beyin zarlarının dışında ise epidural kanama (dura ile kafa kemiği arasında) ismini alır. Dura zarının altında ise subdural kanama ismini alır. Kanama araknoid isimli zarın altında, beynin hemen üzerinde ise subaraknoid kanama olarak isimlendirilir. Beyin dokusu dışındaki kanamaların sebebi de kanamanın yerine göre çok değişmektedir. Bu nedenle kanamanın tam olarak nerede olduğunun anlaşılması sebebin aydınlatılıp uygun tedavinin başlanması açısından hayati önem taşımaktadır.

Beyin dokusu içine olan kanamaların nedeni nedir?
Doku içine kanamaların nedenleri içinde en önde sayılması gereken faktör kontrolsüz yüksek tansiyondur. Bu sıklıkla aniden kan basıncı yükselen, uzun zamandan beri hipertansiyonu olan orta-ileri yaş hastalarda gözlenmektedir. Hipertansiyon dışında beyin dokusu içinde yapısı bozulmuş, genişlemiş kılcal damarlardan (kavernom), atardamar toplardamar arasında oluşan uygunsuz damar yumaklarından (arterio-venöz malformasyon) da kanamalar olabilmektedir. Ayrıca kafa travması sonrasında travmanın şiddetine göre beyin içindeki kılcal damarlarda oluşan yırtıklardan da kanamalar oluşabilmektedir. Nadir olmayarak beyin tümörleri de beyin kanamalarına sebep olabilmektedir.

Epidural kanama nedir?
Beyin zarları dışında kafatasının hemen altında olan kanamalardır. Sıklıkla kafatasında kırığın izlendiği travma sonucu oluşur. Kırık hattının atardamar üzerinden geçtiği durumlarda damar yırtılarak yüksek basınçlı kanama ortaya çıkar. Hastalar başlangıçta iyi iken takibinde hızlıca kötüleşebilirler. Erken müdahale edilmezse hasta kaybedilebilir. Tedavisi hemen her zaman cerrahidir.

Subdural kanama nedir?
Subdural kanama beyin zarlarından dura ve araknoidin arasında oluşan kanamalara verilen isimdir. Sıklıkla kafa travması (kazalar, düşme, darbe ya da darp) sonucu oluşur. Özellikle yaşlılarda ve alkoliklerde hafif travmalar sonucunda da oluşabilmektedir. Hastaların önemli bir kısmında tam olarak bir neden de bulunamayabilir. Kanamanın büyüklüğüne göre cerrahi girişimle kafatasında küçük bir delik açılarak boşaltılır ve beyin rahatlatılır. Eğer kanama miktarı az ise cerrahi girişim yapılmadan kendi kendine kanın emilmesi de beklenebilir.

Subaraknoid kanama nedir?
Araknoid zar ile beyin arasında oluşan kanamalara verilen isimdir. Kanama beyni besleyen yüzeyel damarlardaki yırtıklardan kaynaklanmaktadır. Bu yırtıklar çoğu zaman anevrizma adı verilen beyin damalarındaki yapısal genişmelerde oluşmaktadır. Anevrizmalar damar duvarının yapısının bozulduğu yerlerde olan ince duvarlı genişlemelerdir. Anevrizmalar kanamadıkları sürece, bir siniri ezmezse belirti vermez. Bu nedenle subaraknoid kanamalarda hasta çoğu zaman kanama öncesinde tamamen sağlıklıdır. Subaraknoid kanama aniden ortaya çıkan (gök gürültüsü hızında) çok şiddetli başağrısı ile başlar. Kanama miktarına göre de nörolojik kayıplar oluşur. Kanama miktarı az ise başağrısı ve ensede sertlik dışında başka bir bulgu olmayabilir. Kanama miktarı fazla ise felçler, bilinç kaybı, epileptik nöbetler, yürüme ve duruş bozuklukları ve son olarak solunumun durması izlenebilir. Subaraknoid kanama tıbbi bir acildir. Tanısında beyin tomografisi, MR ve beyin anjiosu yapılmaktadır. Anevrizmanın saptanması durumunda ise anevrizmanın beyindeki konumuna göre anjiografik veya cerrahi yöntemlerle hastanın nörolojik kaybına göre girişim yapılması gerekir.